Çarşamba, Kasım 15, 2017

Borç finansmanı değil absürt bir iktidar savunusu

Hazine Müsteşarlığı’nın kendisine yönelik eleştirilere cevaben 1 Kasım’da “Borç ve Nakit Yönetimine İlişkin Basın Açıklaması” gerçekleştirmesinin ardından kısa süreli bir tepki bombardımanı yaşandı. Ekim sonunda yayımlanan 2018 finansman programı ile birlikte değerlendirildiğinde bu belge Hazine Müsteşarlığı’nın konumu açısından önemli göstergeler sunuyor.

Perşembe, Kasım 02, 2017

“Son Dönemeç” Öncesi Gidişat: Geleceğe Kaçış Planı

Express yazılarıma bir süredir ara vermek zorunda kaldım. 2017’nin başına en son #Express149’a yazdığım yazının başlığı “Sagflasyonist Sıkışma” idi. O günden bu güne yaşanan sıkışma ertelendi ancak aşılamadı. 2019’daki “son dönemeç” öncesi tüm dikkatler ekonominin büyük bir sorun çıkarmasını önleyecek şekilde yönetilmesine yoğunlaştırılmış durumda. Bu yazıda, 2007-2008 krizinin başlangıcının 10. yılını arka fona alıp, dünya ekonomisindeki ve siyasetindeki temel değişimlerden yola çıkarak Türkiye’deki ekonomi-politik gidişatın güncel başlıkları üzerinde durdum. 

Pazartesi, Ekim 23, 2017

Yargı Bağımsızlığı Gerilerken Yatırımcı Nasıl Güvende Olabiliyor?

Dünya Ekonomi Forumu (WEF), 2017-2018 dönemi Küresel Rekabetçilik Endeksi geçtiğimiz hafta yayımladı. Türkiye ile ilgili çarpıcı veriler var. Bu yazıda daha önce de farklı vesilelerle üzerinde duruğum bir konuya değineceğim. Yazının özü şu: Endeks’teki bazı veriler, liberallerin ve ana muhalefet partisinin pek sevdiği, “hukuk yatırımların güvencesidir” söylemini sarsıcı nitelikte. Nasıl mı? Gelin bakalım.

“Batı’nın” Liderlik Krizi

Bu yılın Nisan ve Mayıs aylarında, bir dizi yazı ile dünya siyasetinde ve ekonomisinde son dönemde yaşanan gelişmeleri anlayabilmek için “küresel ara rejim” kavramının kullanılabileceğini önermiştim. Bu yazı ile seriyi devam ettirerek, birkaç ekleme yapacağım.

Pazar, Ekim 01, 2017

AB’de Siyasi Kriz Derinleşiyor

Geçtiğimiz hafta, Almanya’nın başkenti Berlin’de, “21. Yüzyılda Eşitsizlikler ve İstikrarsızlıkların Siyasal İktisadı” başlıklı uluslararası bir konferans düzenlendi. Pek çok ülkeden gelen katılımcılarla gerçekleşen konferansta, eleştirel siyasal iktisat perspektifinden bakan çok sayıda güncel araştırmanın sonuçları sunuldu. Gündem tabi ki 2008 krizi sonrasında dünya ekonomisinde ve siyasetinde yaşanan gelişmeler idi. Bu yazıda, Dr. Thomas Sablowski’nin bahsettiğim konferansta yaptığı “Büyük Resesyondan Bu Yana Avrupa Birliği’nde Kapitalizmin Gelişimi” başlıklı sunuşu üzerinden Avrupa’daki güncel politik gelişmelerle ilgili bazı gözlemlerime yer vereceğim.

Çarşamba, Eylül 27, 2017

“Alman Mucizesinin” Karanlık Yüzü

Almanya’daki seçimler, pek çok açıdan kritik bir dönüm noktası idi. Seçimlere damgasını vuran tartışmasız bir şekilde faşist sağ “Almanya için Alternatif” (AfD) partisinin hızlı yükselişi ve parlamentoda üçüncü büyük parti haline gelmesi oldu. Bu yükselişin diğer yanında Hristiyan demokratların ve sosyal demokratların, yani sözde Büyük Koalisyon’un çöküşü var. Seçim sonuçları ile görüldü ki, pek çok ana akım yorumcunun söylediğinin aksine Almanya yükselen sağ popülist dalgadan muaf değil. Bu yazıda iki noktayı açmak istiyorum. İlki şu: AfD’nin yükselişinin gerisindeki nedenlerden biri, “Alman mucizesinin” karanlık yüzü olan emek piyasalarının esnekleştirilmesi. İkincisi de şu: AfD’nin yükselen oyu, “yeni normal” hale gelen sağ popülist dalga içinde bir kırılma noktasını ifade ediyor olabilir.

Cumartesi, Eylül 23, 2017

Varlık Fonu’ndaki Kriz Neyi Gösteriyor?

Geçtiğimiz hafta Türkiye Varlık Fonu (TVF) başkanı görevden alındı. Türkiye ekonomisi için bir kurtarıcı olarak lanse edilen Fon, kuruluşunun üzerinden bir yıl geçmesine rağmen henüz herhangi bir varlık gösteremedi. Bunun farklı nedenleri sıralanabilir ancak kanımca temel sorun, Türkiye’de temel ekonomi politikası tercihleri ve bu tercihleri uygulayacak kurumların hangileri olduğundaki belirsizlik. 

Geçtiğimiz haftaki yazımda, “Türkiye ekonomisi, herhangi bir anlamlı ekonomi politikası tartışması yapılabilecek bir düzeyde değildir, tüm menzili 2019 seçimlerine odaklanmış bir örtülü ekonomi haline gelmiştir” derken, kast ettiğim biraz da buydu. Bu yazıda, TVF özelinde bir kere daha ortaya çıkan sorunların basitçe AKP içi gerilimlerden kaynaklanmaktan ziyade, daha yapısal kökleri olduğuna işaret edeceğim.

Perşembe, Eylül 21, 2017

Örtülü Ekonomi

Türkiye’de para politikası, kriz eğilimlerinin yoğunlaşması üzerine Ocak 2017’de değişti. Merkez bankasının resmi politika faizi fiili olarak tedavülden kalktı. Fiili durum-hukuki durum gerilimi, fiili durum lehine çözüldü ve para politikası örtülü alana geçti. Maliye politikası ise, kamu garantileri konusunda epeydir şeffaflıktan uzaklaşmıştı, son olarak ekonomik krizden çıkışı sağlayan Kamu Garanti Fonu tarafından sağlanan destekler konusunda da yeterli açıklamalar yapılmadı. Sonuçta, para politikasından maliye politikasına, karşımızda örtülü bir ekonomi var. Oluşan bu örtülü ekonominin menzili 2019 seçimleri.

Salı, Eylül 19, 2017

Sanayi 4.0 Distopyası

Biraz da Hollywood’un etkisiyle olsa gerek, robotik teknolojinin gelişmesi büyük ilgi topluyor. Geçenlerde, Yapay Zeka uygulamalarının kendi aralarındaki iletişim sırasında yeni bir iletişim dili geliştirmeleri üzerine “fişlerinin çekildiği” yönündeki asparagas bir haber, web sitelerinin çok okunanlar listelerinde üst sıralarda yer aldı. Çeşitli Yapay Zeka uygulamaları ya da robotik teknolojinin üretime uygulanması, genellikle Sanayi 4.0 olarak anılıyor. Sadece sanayi üretimi değil söz konusu olan, hizmet sektöründe, hatta kişiselleştirilmiş “akıllı” hizmetlerde de bu yeni teknolojik gelişmeler uygulanabiliyor. 

Robotik teknolojilerin üretimde uygulanması üzerine geçenlerde yazdığımda konuyu şurada bırakmıştım: “Meselemiz, robotik teknolojinin gelişiyor olması değil. Mesele kapitalizmin üretim yapısı nedeniyle bu gelişmelerin orta vadede kriz dinamiklerini tetiklemesi ve kısa vadede de işsizliğin yapısal olarak artacak olmasıdır.” Kaldığım yerden devam edeyim: Sanayi 4.0 ile birlikte bir sonraki büyük bulanım artık daha yakın!

Pazartesi, Eylül 18, 2017

Emeğin Gücü Gerilerken, Demokrasi Gelişebilir Mi?

Geçtiğimiz hafta Tarık Ziya Ekinci, Gazete Duvar’da yer alan “AK Parti'nin Yeni Türkiye'si Kapitalizm Öncesi Devlet Projesidir” başlıklı yazısı ile değişik tonlarda da olsa Türkiye’de yaygın bir şekilde kabul gören bir fikri farklı bir şekilde dile getirdi. Doç. Dr. Galip Yalman’a referansla söylersek, bu “muhalif ama hegemonik” fikir kabaca şudur: “Tükiye’de burjuvazi yok, o nedenle demokrasi yok”. Bir adım daha atarak neden burjuvazi yok diye sorduğumuzda, çünkü devlet çok güçlü, ihaleleri dağıtıyor vs. yanıtını alıyoruz. Bu yaygın liberal argüman, Türkiye’deki eleştirel sosyal bilimler camiasında defalarca konu edildi ve sayısız kere çürütüldü. Bu yazıda böylesine kapsamlı bir çabaya girişmeyeceğim. Dikkat çekeceğim soru şu: bir ülkede emeğin gücü sistematik olarak geriletilirken demokrasi gelişebilir mi?

Çarşamba, Eylül 06, 2017

Sağ Popülizmin Polonya’daki Yükselişi

Polonya geçtiğimiz günlerde iki vesileyle uluslararası kamuoyunun gündemine geldi. Bunlardan ilki, Almanya’nın Hamburg kentinde gerçekleştirilen G20 zirvesi öncesinde ABD Başkanı D. Trump’ın Polonya’yı ziyaret etmeyi tercih etmesiydi. Trump’ın Varşova’da 15 bin kişiye hitaben bir konuşma yapması, Avrupa Birliği (AB) ile gerilimler yaşadığı günlerde iktidarda olan Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) hükümetine açık uluslararası destek anlamına geliyor.

Pazar, Ağustos 06, 2017

Almanya-Türkiye Gerilimi ve Yatımların Geleceği

Olağanüstü Hal (OHAL) şartlarında yaşamak sermayenin ilk tercihi olmayabilir ancak bu, OHAL altında yatırımlar ve büyüme duracak anlamına gelmiyor. Zira siyasal rejimi demokrasi olmayan ülkelerde de canlı ekonomik büyüme dönemlerinin görülmesi bir istisna değil. Bu basit gerçek, zaten “hukuk ve demokrasi yoksa yatırım gelmez” şeklinde formüle edilen argümanın naifliğini gösteriyordu. Argümandaki zayıflık, kapitalizmle ile demokrasi arasındaki durumsal ilişkiyi yapısal olarak görme yanılgısından kaynaklanıyor. Bu yazıda, Almanya-Türkiye arasında son günlerde yaşanan gerilimin ekonomi alanına da yansıma ihtimalinin ortaya çıkması vesilesiyle yukarıdaki argümanı biraz daha detaylandıracağım.

Alternatifler ve Sınırları

Geçtiğimiz hafta, kapitalizmin derin bir bunalımdan geçtiğini ve bunalımın sadece iktisadi krizden ibaret olmadığını, siyaseten de yaşandığını belirtmiştim. Bunalımı tarif eden pek çok özellik var ancak siyasi liberalizm ile ekonomik liberalizmin giderek ayrışması bunlar arasında en önemlilerinden biri. Bu koşullarda, mevcut bunalımın aşılması için olası alternatiflerden olan, 1950-1973 arasındakine benzer sosyal devlet uygulamalarının tekrarlanabilir bir model olmaktan çok, kapitalizmin tarihsel gelişimi içinde özgün bir dönem olarak değerlendirilmesinin daha isabetli olacağına işaret etmiştim. Yazı ile ilgili okurlardan gelen yorumlar üzerine bazı hususları biraz daha detaylandırmam gerektiğini fark ettim. 

Bu yazıda James O’Connor’ın 1970’li yılların sonlarında çok ses getiren Devletin Mali Krizi kitabından esinlenerek, neoliberalizmin alternatifleri bahsinde, ekonomik model seçiminin yapısal sınırları üzerinde duracağım. O’Connor kapitalist toplumlarda devletin kimi zaman birbiriyle çelişebilen ya da örtüşebilen iki işlevi olduğunu ileri sürer: sermaye birikiminin sürekliliğini sağlamak ve birikimin toplumsal meşruiyetini sağlamak. Aşağıda, O’Connor’ın sözünü ettiği bu iki işlevin, aynı zamanda politika yapıcıların ekonomik model seçiminin de sınırlarını oluşturduğunu ileri süreceğim.

Cuma, Temmuz 28, 2017

Türkiye’de Borçlanma Limiti Neden Değiştiriliyor?

Türkiye’de ilginç bir kanun değişikliği gerçekleşecek. Belki de bir OHAL kararname maddesi ile Türkiye’nin borçlanma limiti değiştirilecek ya da geçiçi bir maddeyle borç limiti krizi savuşturulacak.

Cuma, Temmuz 21, 2017

Kriz ve Alternatifler: Sosyal Demokrasinin Krizi

Küresel kapitalizm derin bir bunalım içinde. Bunalım, sadece 2008 krizi sonrası bir türü güçlü ekonomik toparlanmanın gerçekleşmemesi ile tanımlanmıyor. Aynı zamanda, merkez kapitalist ülkelerde krizden çıkış için uygulanan ekonomi politikalarının bizzat krizin nedeni olan politikalar olması ekonomik bunalımın siyaseten de yansımalarını ortaya çıkarıyor. “Daha fazla neoliberalizm” olarak özetlenebilecek ekonomi politikası tepkisi, siyaseten geniş kesimlerin mevcut düzen partilerinden umutlarını kesmeleriyle sonuçlandı. Kabaran bu hoşnutsuzluğu kapsayabilecek, yeterince gelişkin bir sol alternatifin yokluğunda, sağ popülizm şimdilik yükselen bir siyasal akım olarak öne çıkıyor. Yani, ekonomik zorluklara eşlik eden demokrasinin krizi, güncel bunalımın bir diğer özelliği. 

Tüm bu gelişmeler “küresel ara rejim” başlığı altında tartışılabilir. Ancak bu yazıda mevcut bulanımdan çıkış için alternatifler üzerine yapılabilecek tartışmalardaki çıkış noktasının neler olabileceği üzerinde durmaya çalışacağım. Takdir edersiniz ki mesele bir yazıyla tüketilemeyecek kadar kapsamlı. O nedenle bu yazının tartışmaya mütevazı bir giriş olarak değerlendirilmesi yerinde olur.